Selamun Aleyküm Arkadaşlar. Biraz sizlere Türk Gelenek ve Görenekleri – Adetlerimizi ne kadar iyi biliyoruz ” konusu hakkında bahsedicem.
Biraz önce bir forumda ” Japonların Eşlerine (arkadaşlarına) seniseviyorum diyemediklerini biliyormusunuz?” hakkında bir Konuyla karşılaştım.
Bence Bu düşüncüleri çok güzel bir davranış. Arkadaşlar istatistiklere vurdurulmak istiyorsunuz evet Erkek arkadaş yada kız arkadaşlarıyla beraber oldukdan sonra evlenme oranı sizce Yüzde kaçdır? Hemen Hemen yüzde sıfıra yakın. Peki bu %0 ı %1 desek Bu oranda kız yada erkek arkadaşlarıyla beraber olupda evlenen insanların sizce birlikdelik seviyeleri nasıldır?
ne kadar laubali olunuyorsa birlikdelikde o kadar yıprandığı bir kaide oldu artık. Günümüzdede seni seviyorummm, AŞKIMMM, SEVGİLİMMMM, bebeğimmm, … Gibi şımartmaca laflarla TV ve Görselmedyayla gençlerimizin beynini yıkayan birçok etken var (ÖĞRENDİKLERİ) .
Bunlar çok güzel beyileri yıkayıp örnek oluşturan, asıl benliğimizi çok güzel bir şekilde kaybeden unsurlar olurken biz nasıl Asil bir medeniyetiz diyebiliriz.? Evet Çok kudretli ve Aziz bir milletiz ASİL(idik) Bir zamanlar Sizce bu durumdan hepimiz memnunmuyuz?
Bir kaçınız koşullu düşünceleriyle sanki benim ırkım olmayan Türk milletinin Günümüzdeki durumuna nane sürdürmüyor. Sürdürmesin Güzel bir davranış ama kendimizi nereye kadar kandırabiliriz?
Hangmiz TV deki dizilere bakmıyoruz en küçüğünden en yaşlınıza sorsam kaç tane diziye bakıyorsunuz diye , yada kaç dizinin adını biliyorsunuz diye en az beş tane sayacakdır …
Peki bu kadar çok seyir ettiğimiz dizi, film, sinema Hiççç mi etkilemiyor bizi _? etkilenmiyormuyuz_? Evet etkileniyoruz. Romantik dizi-film izleyen ve film bittikden sonrada kendi kendine düşündüğü ilk fikir Eğer sevgilisi yoksa hemen bir sevgili edinmek, varsada izlediği filmdeki taktikleri soruları nazları uygulamak oluyor. Bir aksiyon filmidnen çıkan vatandaş hemen kendini rambo zannediyor. HAyır böyle olmuyor, Bazıları etkilenmez efendim dersek gene kendimizi kandırırz
Biz bu kadar etkilenen ve Avrupalaşan(amerikanlaşan) bir ırk olarak ne kadar kendimizi GELENEKLERİMİZİ devam ettiriyoruz diyebiliriz ?
Bırakın şehir yaşamını, artık köylerde bile tv PC dergi gazete gibi medya sızdığından, köylerin adet gelenek görenek olguları kalmadı diyebiliriz.
Ancak ve ancak arada sırada olan Düğün, sünnet ve cemiyetlerde canlandırılırsa eskiler duygulanıyor, Yaşlı amca dedeler nineler teyzeler bu cemiyetleri kesinlikle kaçırmamak istiyorlar.
Şimdi biz JAPONLARIN kendilerini bilmesi, onurlu oluşlarını, dürüst ve saygılı gelenek göreneklerine saygılı oluşlarını İMRENMEYELİM mi arkadaşlar ? İmrenelim inş. Ders alalım eski günlermize, eski Türk ‘lüğümüze kavuşalım inş.
Tekrar Trendlere bakacak olursak en üçkağıtcı, Sahtekar ve Hertürlü dolaplara kafası çalışan Irklar arasında Lider sıradayız hemen hemen..
Diğer yandan En çalışkan ülkeler sırasındayızda.. Bir yandan da Koyun gibi yiz.. Bunların hepsi bir yana sizce konabilirmi? Zeki ve Çalışkan bir IRK olsak sizce şimdiki SÜPER GÜÇ kim olurdu?
Bunlar olmayacakda değil inş. Bu hızdaki çalışmalar Bu hızdaki temizlemeler Düzenlemeler Suç yapamama hissiyatları yavaş yavaş aşılansada birden olmuyor. Bu çalışmalar daha önceden neden başlanmadı ?
Oranlar şu andaki Kriz nedeniyle sapmalardada olabilir ama Ülkemiz TÜRKİYE en yakın sürede Eski KUDRETİNe ve GÜCÜNe ulaşacakdır Allahın izniyle.
Haaretz gazetesinin internet sitesinin haberine göre, Olmert, bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında, “Türkiye konusunda kamuoyunun tutumundan son derece endişeliyim. Türkiye ile ilişkilerimiz önemlidir, dolayısıyla bu konudaki beyanlarımızın dozunu yükseltmememizi tavsiye ederim” dedi.
Bununla birlikte Olmert, “İsrail için çok önemli bir müttefik olan Türkiye’nin, seçim arefesinde iç politika zorlamalarına da açık olduğunu” kaydetti.
İsrail Başbakanı sözlerini, “Türkler ayrıca terörizmle mücadele etmek zorunda olduğumuzu da biliyorlar” diyerek tamamladı.
İsrail Başbakanı’nın kabine toplantısı öncesi Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, İsrail radyosuna bir açıklama yapmış ve “Türkiye’nin İsrail’e saygılı olmasını beklediğini” söylemişti.
2006′da iktidara geldiğinde Hamas’ı ilk davet eden ülkenin Türkiye olduğunun hatırlanması gerektiğini söyleyen Livni, böylece kendilerini önemli bir müttefikle ilişkiler ve bölgesel olarak nasıl davranmak gerektiği konusunda bir ikilemin içinde bulduklarını ifade etmişti.
Livni, “Sokak gösterilerine, Gazze’den yansıyan zor görüntülere rağmen, Hamas herkesin problemi” diyerek, Orta Doğu’da birçok ülkenin bunu Türkiye’den daha iyi anladığını öne sürmüştü.
Livni, bu sözlerine rağmen, “Türkiye ile önemli stratejik ilişkiler içindeyiz. Her şeyi tamir etmek mümkün” diyerek, sözlerini “Birbirimizle konuşmalıyız. Her şeyi masaya yatırmalıyız; sadece ortak çıkarlarımızı değil, görüş ayrılıklarımızı da hesaba katmalıyız” diye sürdürmüştü.
Aziz Vatanım Türkiye Muin Naim’i saldırıların başladığı günlerde okuyanları gözyaşlarına boğan mektubuyla tanıdı. Ve Muin, ateşkesin ardından tüm yaşananları TIMETürk’e anlattı.
Ahmet Memiş / TIMETürk
Gazzede ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi ancak geride 1320 şehit, 5 bin 500 yaralı, yıkılmış camiler, okullar, binalar ve yürekleri dağlayan dramlar kaldı. Bir de Teknolojiik bakımdan kenndilerinden kat kat üstün İsrail Asskerlerine karşı savaşan direnişçiler ve onlara destek veren Gazzelilerin kahramanlıkları
Muin Naim ise Gazzede tüm bu yaşananlara şahit olan bir Filistinli gazeteci. Aynı zamanda TIMETürkun Gazze muhabiri. Aziz Vatanım Türkiye onu Gazze saldırılarının başladığı ilk günlerde medyada yer alan ve okuyanları gözyaşlarına boğan Türk Halk (ULUS)ına hitabenn yazdığı mektupla tanıdı. Gazzede İsrailin gerçekleştirdiği katliamları anlattığı ve yardım çağrısı yaptığı mektubu herkesin yüreğini dağladı. Yazının devamını oku »
Tarihin bilinen ilk zamanlarından beri bugün “Ortadoğu” olarak nitelenen coğrafya, insanoğlunun birbirini boğazladığı ve ihtirasların zirveye ulaştığı yerdir! Yüzlerce asırdan beri sırf ihtiraslarını tatmin etmek uğrunda insan, bu coğrafyada akla gelebilecek her türlü Kötü (kem)lüğü yapmaktan geri durmamıştır. Denilebilir ki; insanlık menfi ya da müspet olarak bu coğrafyada şekillenmiştir!
Bu coğrafya yaygın deyimle; “Peygamberler Diyarı” olarak bilinmektedir.
Hz. Nuh (A.S)’n oğlu Şam’dan geldiğine inanılan kavimlere; “Sami” ırkı denilmiştir. Bu gün insanoğlunu, ırk açısından inceleyenler; Araplarla, İsrailoğullarının aynı kökten geldiğini göre ( öyle bildirilmiştir )ceklerdir. Hz İbrahim (A.S.) soyundan geldiklerini iddia eden İsrailoğulları bu sebepten “İbrani” olarak tanımlanmaktadırlar. Batılılar Sami ırkını Amalika (Araplar) ve İbrani (İsrailoğulları) olarak tasnif edeRrler.
İsrail ya da İzrael; İbranilerin kenndi inanışlarına göre ( öyle bildirilmiştir ) Tanrının İshakk oğlu Yakup’a verdiği isimdir. Bu açıdan kenndilerini Yakup’un oğulları anlamında “İzrael’in oğulları” olarak isimlendirmişlerdir. Bu inanış ve buna bağlı olarak gelişen “ırkçı fanatizm” o kadar karmaşık bir süreçten geçmiştir ki, yaklaşık kırk beş asırlık bu kronolojiyi detaylarıyla izah edebilmek bu sütunlar için gayri kabildir!
İnanışa göre ( öyle bildirilmiştir ) Hz. İbrahim’in iki oğlu vardır: İshakk ve İsmail. Hz İshakk’ın
oğlu Hz. Yakup (A.S.) zengin bir kişi olan, dayısı Laban’ın yanında hizmetkar olur. İlk yedi yıllık hizmetinin karşılığı olarak dayısının büyük kızı olan “Lea” ile evlenir. Bu arada Lea’nın cariyesi “Zilpa” ile de evlenir. İkinci yedi yıllık hizmeti sonrasında Dayısı Laban’ın küçük kızı “Rahel” ile evlenir. Rahel’in cariyesi Bilha’ya da nikah kıyar.
Hz. Yakup’un (A.S.) bu evliliklerinden onüç çocuğu dünya (Felek)ya gelir. İlk eşi Lea’dan; tek kızı “Dina” ve oğulları, “Rubenn, Şimeon, Yahuda, Levi, İssakar ve Zebulin” doğdu. Leanın cariyesi Zilpa’dan; “Aşer ve Gad” adlı oğulları doğdu. İkinci eşi Rahel’den; “bennjamen ve Jozef” (Bünyamin ve Yusuf) doğdu. Rahel’in cariyesi olan Bilha’dan; “Dan ve Naftali” doğdu. Böylece Hz. Yakub’un biri kız onüç çocuğu olmuştur. (Yazdıklarım bugün ırki boyutta insanlığı felaketlere sürükleyen Yahudi fanatizmini ve terörünü doğuran olaylardır. Yahudi inancının insanlığa nasıl kör baktığını anlamak açısından kenndi inanışları penceresinden bu olayları açıklıyorum. Bu bakımdan buradaki isimler ve olaylar İslam inancına göre ( öyle bildirilmiştir ) zıtlıklar arz etmektedir.)
İsrail ya da İzrael
Daha sonra dayısının yanından hatırı sayılır bir servetle ayrılan Hz Yakup (A.S.) Filistin’e geri döndü. Peniel (Panuel) adlı yerde Allah (c.c)’tan gelen vahiyle Peygamberlik göre ( öyle bildirilmiştir )vi kenndisine tevdi edildi. Yine Yahudi inancına göre ( öyle bildirilmiştir ) Tanrı tarafından kenndisine “İsrail” adı verildi. Bu sebepten Hz. Yakup’n soyundan gelenlere “İsrailoğulları” denilmiştir.
Hz.Yakup’un on oğlunun her biri birer kabile kurdular. Hz Yusuf (A.S.) ise bir kabile kurmadı ama oğulları; “Menessa ve Efraim” ayrı ayrı birer kabile kurdular. Levi’nin bir kabile kurup kurmadığı hakkkında herhangi bir bilgi yoktur. Levioğullarının nereye yerleştiği ve nereye gittiği hiçbir zaman tam olarak bilinmedi. Levioğulları hakkkında devamlı ütopyalar üretildi. Bugün kayıp onüçüncü Yahudi kabilesi olarak adlandırılan ve dünya (Felek) üzerinde çeşitli gruplarla ilişkilendirilen kayıp İsrailoğulları, sözde Levi’nin soyundan gelenlerdir.
Hz. Davut (A.S.), Yakup (AS.) yaklaşık yirmibeş asır sonra dünya (Felek)ya gelmiş ve Yüce Yaratıcı tarafından Peygamber olarak seçilmiştir. Allah (c.c) (C.C.) ona “Zebur”u kitap olarak innDirmiştir. Sesinin güzelliği ile ün yapan Hz. Davut; Yakup (A.S.)’ın ilk eşi Lea’dan doğan dördüncü çocuğu olan “Yahuda”nın soyundan geldiğine inanılmaktadır. Bundan dolayı onüç kabileye ayrılan İsrailoğullarının tümüne “Yahudi” ismi verilmiştir.
Görüldüğü gibi olaylar son deRrece karmaşıktır. Hz. İsa’dan yaklaşık yirmiüç asır önce Doğu Akdeniz sahillerinde İsrail devleti kurulmuştur. Davut Peygamber zamanında bu devlet çook güçlü idi. Daha sonraları Hz. Davut’un oğlu Hz. Süleyman (A.S.) zamanında ise İsrail bölgenin en büyük devleti olmuştur. Hz. Süleyman’ın Ölüm (sonsuz başlangıç)ünden sonra (Yahudiler Hz. Süleyman’ı bir kral olarak görürler ve onun peygamberliğine inanmazlar) İsrail devleti iç karışıklık, sapkınlık ve ihtirasların kör ettiği benncil yöneticiler elinde zayıfladı. Yaklaşık yirmidört asır önce Yahuda ve İsrail olarak iki devlete bölündüler.
İ.Ö. beşinci yüzyılda Babil Hükümdarı “Nabukadnazar” Yahuda devletine son verdi. Nabukanazar (Buhtınazır) İsrailoğullarının içerisinden seçtiği bilgili, kabiliyetli sanatkar, mimar, mühendis, vb. bir kısım Halk (ULUS)ı kenndi ülkesi Babil’e getirdi ve onları çeşitli işlerde kullandı. Hatta Babil’in asma bahçelerinin bu İsrailoğulları tarafından inşa edildiği bile söylenir.
Bugün kayıp olduğu söylenen bu onüçüncü İsrail kabilesinin, bir teoriye göre ( öyle bildirilmiştir ) Zap vadisine göç edip yerleşen Levioğulları ya da Nabukadnazar tarafından Mezopotamya’ya getirilen Yahudiler olduğu iddia edilmektedir.
Bu devleti Üç kuruşa Yada yalan yanlış vaadlerle satanlarını Allah (cc) Belalarını verecekdir. Ergenekon davası dalga dalga devam ederken Tuncay Güney’in 2001 yılında polise verdiği ifade bugün yayınlandı.Haber kanallarında video su izletilen ifade Tuncay Güney’in polis sorularına verdiği cevaplardan ve bazı kendince yorumlardan oluşuyor.İfade de sabancı cinayetinden hizbullah’a,pkk dan çatlıya kadar bir sürü konudan değiniliyor.Veli Küçük Tuncay Güney’in ifadesinde öne çıkıyor.İfade’nin kısa özeti ve ana başlıkları bunlar