Türkiyede 36 milyon internet kullanıcısı mevcut

Haziran 1, 2009

“Gidecek Yermi Arıyorsun Hemşerim”
Başlığı altında siz ne beklerdiniz bilmem, ben günümüz internet teknolojisinin Türkiyede nasıl kullanılmaya çalışıldığından birazda olsa bahsetmek istiyorum dilimin de kıvrıldığı kadarıyla..
İnternet teknolojisi Türkiyeye öncelikle iş amaçlı ve kültür(eğitim) amaçlı yerleşime başladı. Tabi yaşlıca olanlarınız bu tarihleri çokda iyi hatırlıyorlardır. iyice gelişime uğrayan internet teknolojisi her eve Bilgisayar kampanyalarının ardından son yıllarda HER EVE İNTERNET kampanyalarıyla hemen hemen her eve girecek kadar oldu. Rakkamlarla ifade etmeye kalkar isek Türkiyede 36 milyon internet kullanıcısı mevcut. Bunların %90 ı her akşam interneti kullanıyor.. Hiç düşündünüz ? sadece Türk devleti olarak interneti ne amaçlı ve hangi Konularda kullanıyoruz ? Şöyle karşınıza bilgisayarı alıp bir kaç saat konuşmanızada gerek yok.. bir kaç dakka mukayese ederek; “- Ben seni neden Aldım(aldırdım), ne amaçlı kullanmayı hedefledim, şu anda nasıl kullanıyorum ?”
Çok çarpıcı bulguları görebilmeniz hayal kırıklıklarınada sebeb olsa, biz bu mereti iyi yada kötü, bilinçli veya bilinçsiz kullanıyoruz kullanacağızda..

Türkiyede bir kısım insanların kullandığı Grup kurulan siteler bazında tekelin olmaması sizce ne kadar iyi veya ne kadar sorun çıkartıcı bir durum ? Bakıyorsunuz bazı gruplaşma sitelerinde amaç, yol, düzen ve BAŞ oluşumları işin başında çok güzel ve yerli yerinde giderken, hangi nedenler birrinden birine çelme takıp diğer etkenleride (amaç, yol, düzen ve BAŞ) sırasıyla deviriyor ?
Arkadaşlık ortamları, Kardeşlik davaları (hikaye hepsi), toplu eylemler, giderek büyüyen sorunları kendi aralarında saçmada olsa sorun türetmeler ve mutluluk ifadeleri (Hiç olmazsa mutlu olabiliyoruz), oluşan hatanın giderilmesi için çareler gibi insanlarımızın aç olduğu ortamlar oluşturmak gerçekden gurur verici aslında, hele hele bizim milletimizin dert anlama stilinde.
Sorunu olan birisi ,derdini kardeşine veya diğer arkadaşına, yanında bulunanlara paylaşmaya kalktığı zaman alacağı cevaplar iç açıcı olmadığı zaman vayyy oranın haline..! Bir sorununu Paylaştığı zaman eğer sorumlu kişi sorunu da göremezse , Vay dertlimin derdine :) Herşey un ufak, çanak çömlek paramparça, alıyorum çantamı ve bu mekanı terkediyorum..! Hani derlerya enson Tv kanallarını değiştirirken yılmaz Erdoğan abimizin programında izlemiştim; “- ÇOK TA TIN.!” geride bırakılanlar zaten yok ise giden çok rahat gider ardına bile bakmaz arkadaş. Arkadaşlık kardeşlik davalarını bizim milletimiz bu kadar güzel gütmesine rağmen, kendimizi anlatırken beş paralık şevkatimiz ve kardeş-arkadaş değerimiz yokmu dememiz lazım ? Bu kadar basit olmayalım inş. Bunlar internet teknolojilerinin bizleri aldattığı sanal alemde, günceme taşıdığımız estanteneler. Bu kadar basit durumları güncelliğe taşımayalım. KArşında muhattabın bir veled de olabilir bir paşabeyi bunlar hiçkimseyi ilgilendirmediği gibi güzel sözler kadar lakayit sözlerinde arkasında durmasını becermemiz lazım.

Gündelik bir sorununuzu kendi aranızda paylaştığınız gibi buralardada paylaşıyoruz ama buradaki sorunu gündeme taşırsak sizce ne kadar ileri görüşlü ve zeki olabiliriz soruyorum size.. Aklımızı en doğru şekilde kullananlardan olalım inş.

Murat Aydemir.


Flash Flash..! Şampuan Kansere Neden oluyor.!

Nisan 5, 2009

Dünyaca Önlü şampuan Firması Johnson & Johnson’ın Kşmyasallarından Kanserojen madde olduğu bildirildi.

Ve bu şampuan hala raflarda satılıyor..!

Abd araştırma Campaign for Safe Cosmetics laboratuvarında yapılan incelemelerde az miktarda (1,4) Dioksin bulunduğu bildirildi

Çinli Bir radyodan duyrulan bildirgede Bu şampuanın yasaklanması gerekdiği ve raflardan kaldırılması insan sağlığına zararının büyük ölçüde olacağı söylenmiştir.

Formaldehitin marka şampuanın Japonya ve İsveç’te bebek ürünlerinde kullanılması yasak. 1,4 dioksin de Avrupa Birliği’nde yasak.


Keşke ve İyiki kavramları

Ocak 20, 2009
alt
İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor;
açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını…
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını…
duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba…

10′una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.

15′inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor.

Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
alt

20′sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba…
“dünya küçükmüş; büyük olan benim” efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20′ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.

25′inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde…
5 yıl önce uzak bir ülke olan “istikbal”, daha yakına geliyor.
“Bir denizde yangın çıkarma” hayali erteleniyor.
“dünya zor”laşıyor.

35, yolun yarısı…
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle sarılıp bir çadırda uyanmadan 20′sine gelenler için gecikmiş telafi çağları…
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar…
Olgunluğun karasuları…
alt

40′ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan…
Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine…
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.

45′inde “istikbal” denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan…
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor.

“Keşke”ler “iyi ki”lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra..


Bir sevda masalı başladı diyarlardan bugune

Ocak 19, 2009

Bir sevda masalı başladı diyarlardan bugune. Alışılmadık bir ezgi değil bu aslında. Hepimizin bildiği biraz az biraz çok yada biraz daha karmaşık yaşadığı, bazılarımızın hiç tatmadığı bazılarımızın tadıpda ben bilmiyorum deyip kendini aldattıkları duygu kümesi.

Sizce Günümüz sevdaları nasıl.? Evet evet, sokakda gördüğünüz genç yada kendilerini genç hisseden insanların
el ele kol kola dizdize vs. görüntülerimi sevda? Yada “-Ben seni seviyorum” , “Senden çok hoşlanıyorum” gibi ibareler mi sevda? Birkaç akşam birlikde yemek yenip, tatlılar yenip çay içilip sonra karşılıklı göz göze gelecek evlilik planlamaları, daha dereyi görmeden paçayı sıvayıp; “-Yok evimizin abajurları pembe olsun, yemek odamızın takımları Şu marka olsun, Annenerle beraber yaşamayalım…” gibi yorumlar yapmak mıdır sevda?
Sevda, sizce eşlerin birbirlerine; “-Ay canım yaa sen çok yoruluyorsunn.. bunca sene okudun ama ne yapalım, gel seni tekrar okula alalım başka bir meslek edinirsin kendine.” gibi konuları iki günde bir lanse etmektemi yoksa,
“-Canım hiç çağrı atmıyorsun aramıyorsun konuşamıyoruz. Bugun hiç aramadın felence günde vs.vs.vs” gibi sitemlerde mi bulunuyor.

Günümüz genç psikolojisini yahut, Kendisini belirli bir imajda hisseden mukallit bir psikolojiyle büyüyen genç yaşlı herkezi anlamak o kadar zorki! Bir bakıyorsunuz arkadaşınız varmış bir bakıyorsunuz hiç sizi tanımamış insan olmuş. Arkadaşlık bile güzel yurdumda bu vaziyeti almış hele hele İslam çerçevesinde. Sevdalar çöpte kalmış. Bir sevda duygusunu kısa süreli heves ve tanışma duygusu, tanıma ve cazibesine kapılıp esaretinde olma karekteristliği ne kadar çok öyle değilmi?

Sokaklarda ben işime giderken evime gelirken bile bırakın özel keyfi ziyaretlere gitmemi, yolsa bu diyalogları duyunca utanıyorum. Duyduklarımızı kulaklarımızdan silip atma gibi çabalarımızda malesef olur gibi değil formulünü bilen varsa bizlerle paylaşabilir. o kadar çok nefsiyle hareket eden bir toplumuzki çocuklarımıza gençlerimize; “-Bak evladım. Bu yanlış Bu doru.” demesinden bile çekinir olduk. Aman ben bunu böle dersem bana kızar, üzülür, darılır ya evden kaçarsa ? ya daha beterine başlarsa …. Biz eğitimleri kökde veremessek sizde ağaç olan neslinizin halnii göremeden kabul edersiniz. Görünüm herzaman hiçbirşeyi ifade etmez.
İnsandaki eğitim ve ahlaki duygular kişilikleri kendi portesini çizer. Biz bunları gerektiği gibi aşılayamassak şuna emin olun, gün gelir kulaklarınıza dahi inanamassınız.

Sevgi denen insana verilen en güzel duyguyu insanlardan soğutarak, kalp kırarak, yalan söyleyerek yürütmek, her geçen gün bu verilen nimeti eritir, eritir ve sonra günümüzdeki gibi bir hal alır. Biz halada eritiyoruz. Yukarıda saydığım sevda tanımlamaları nereden ve kim tarafından bizlere öğretilmiş? bunların mucitleri ve ilk denekleri kimlermiş? kimleri örnek alıyoruz ? Bir sevda denince akla gelen ilk şey;
kızın/erkeğin güzelliği/yakışıklılığı ile, “-bakın bakın benim yeni sevgilim bu resimdeki.” diye arkadaşlara hava atmak mı? Birlikde çarşıya çıktıklarında görenlerin “-Aaa birbirinize çok yakışmışsınız.” gibi itamlarında bulunmasımı? ve daha bir çok eleştiriler …

Ne yazık ki günümüz sevdalıları bu şekilde ben yanlış görmüyorsam. Birbirlerine isimlerini söylemeyi küfür gören bu insanlar nereye doğru adım atıyorlar hiçbir şüphem yok. Bir gün birisi sevdalım, diğergün diğeri sevdalım ben onun elini tuttum şu benim elimi tutmadı felenceyle sadece arkadaşız beriki güzel/yakışıklı diye flört ettik birlikte çay içtik kahve yudumladık…. peki bunlar ileride hiç vicdan azaplarına yol açmayacak, hiç anımsatmayacak aynı mahallere gidip çay kahve içildiğinde, hiç bakılmayacak şimdiki eşlerinin gözlerine ve akıllara gelmeyecek diğerlerinin tek tek gözleri, hiç secdeye varılmayacak şu vaktide felence kafede geçirmiştim akla gelmeyecek ve yağmayacak hiç yağmur altında atılan adımlar duyulmayacak öyle değilmi? Vicdan denen bu hissiyat verilmemişki bizlere? Kim para, pul, tip, sıhhat, kariyer sahibiyse bunlar en değerli favoriler olacak elinde eskisi varsa dışlanıp, kendilerinden soğutulup favoriler sıraya geçecek….

Ahhhh ahh. ben tanımsız bırakıyorum bu günümüz sevdalarını isimlerinin yerlerini dolduramıyorum. Konuşmakda istemiyorum bu satırlar gördükce duydukca insanın beynini kemiriyor. ama herkezin istediği gibi tek şey istiyorum Allah (C.C) islah etsin ve Cümlemize hayırlı evlatlar nasip etsin.

Murat Aydemir.


Örtülü Değilim Ama -Tesettür Adabı-

Ocak 19, 2009

Örtülü Değilim Ama

Altmışına merdiven dayamıştı. Sırtında bulicin, saçları boyalı ve yapılı, tırnakları ojeli idi. kenndisi sevdiğim bir Hanım()dı. Ama örtünenlere sinirleniyordu. Oturup ne zaman sohbet etsek konuyu hemen örtüye getiriyordu. Ruhunun deRrinliklerinde örtünmemenin gizli bir sıkıntısını yaşıyor olmalıki, başörtüsü ile fazla uğraşıyordu. Geçenlerde yine karşılaştık hemen dediki:
Ya siziin başörtülüler bu sefer işi ta AİHM kadar götürmüşler. Şunu anlatamadım. Baş örtmek önemli değill, bennimde başım örtülü değill; ama kalbim çook temiz. Hiç bir insan hakkkında Kötü (kem) düşşünmem, bütün fakirlere acırım. Mevlit okuturum, sadaka veririm. Öyle çarşaflı kadınlar varki; çook fenalar. Bu işler öyle, namaz kılıp. oruç tutup, çarşaf giymekle olmaz. Kalbin temiz olacak.
Sadece bu arkadaş (dost)um değill bu sözleri söyleyen. İslamın hiç bir şartını yerine getirmeyen insalar, aynı şey (Bilinmeyen)leri söylüyor. Özellikle bu sözler son yıllarda ağızlarda sakız, dillerde tekerleme oldu.
Peki, bu nasıl MÜSLÜMAN’lıktırki MÜSLÜMAN’lığın hiç bir gereğini yerine getirmeyip, sonrada “kalbim temiz” deyip, işin içinden sıyrılmak. Bu okula gitmeyip, deRrslerine çalışmayan öğrencinin, ” bennim kalbim temiz, okula, deRrse, hocalara karşı hiç bir Kötü (kem)lük düşşünmüyorum. benni sınıf geçirsinler yeter.” demek gibi bir şey (Bilinmeyen).
Ayrıca “benn namaz kılıp, oruç tutup, örtünmüyorum ama kalbim temiz: Nice bu işleri yapanlar varki; ne Kötü (kem)lük yapıyorlar” demek nasıl bir kalp temizliği oluyorki, nice müslümanları zann altında bırakıyor? Bir başkasına iftira atmak kalp temizliğiyle bağdaşıyormu? Gıybet olmuyormu? Kalp temizliğinin göstegesi böylemi oluyor?
Hem sonra islamın şartı beş değillmi? Müslümanım diyen insanların bu farzları yerine getirmesi gerekmezmi? Bunları yapmadan kalp temizliğinden bahsetmek olurmu?
Zaten müslümanın kalbinin temiz olması gerekir. Çünkü Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam:
benn güzel ahlakı tamamlamak için geldim. Buyuruyor.
Ayet-i Kerime’de: “Eğer Allah (c.c)’a muhabbetiniz varsa, Habibullah’a ittiba edilecek. Eğer ittba edilmiyorsa netice veriyorki Allah (c.c)’a muhabbetiniz yoktur. Muhabbatullah varsa, netice verirki; Habibullah’ın sünneti seniyesine ittiba intac edeRr.” (Al-i İmran_31)
Mademik kişi Allah (c.c)’ı seviyor; Öyleyse O’nun istediği gibi olmalı ve (Allah (c.c) bennden nasıl razı olur. benn Allah (c.c)’ı nasıl razı edebilirim. Allah (c.c) bennden ne istiyor.) diye sormalı kenndine.
Ayette Allah (c.c)’ı seviyorsanız Allah (c.c)’ın sevdiği zaata bennzemelisiniz deniliyor. Allah (c.c)’ın sevdiği zaat mademki Rasululah’tır, o halde O’na bennzemeliyiz.
Peki O Habibullah ne yapmş. Namaz kılmış, oruç tutmuş, güzel ahlaklı olmuş, bayanlarını ve hanılarını tesettüre girdirmiş.

ALINTIDIR.


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.