Efendimizin Doğumu

Mayıs 3, 2009

Efendimizin Doğumu

Allah Celle’nin ve meleklerin medhettiği, Rabbimizin, hayatı üzerine yemin ettiği[2], alemlere rahmet olarak gönderdiği, yüce ahlak sahibi, içimizden birisi, canımızdan daha sevimlisi[], bizi pek seven, üzerimize titreyen, şefkat ve merhamet dolu Efendimiz, uyarıcımız, müjdecimiz[8], en güzel örneğimiz, Allah’a davet eden nur yüzlü kandilimiz, Ademoğullarının önderi sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, Fil Vakası’ndan 50-55 gün kadar sonra Halil olan dedesi İbrahim’in kurduğu şehirde, Mekke-i Mükerreme’de dünyaya geldi.

Peygamberimiz pazartesi gecesi sabaha yakın bir saatte yeryüzüne teşrif etti.[12]Arkadaşlarından birisi pazartesi günü oruç tutmanın önemini sorduğunda Allah Rasulü şu cevabı vermiştir: ‘O gün benim doğduğum gün, vahyin bana inmeye başladığı gündür.’

Allah Rasulü genel kabule göre Rebiülevvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bununla birlikte Efendimizin doğum tarihini belirlemeye çalışan Mısırlı astronomi âlimi Mahmut Feleki, Peygamberimizin oğlu İbrahimin vefatı günü meydana gelen güneş tutulmasından hareketle 20 Nisan 571 (9 Rebiülevvel) tarihini tesbit etmiş, Muhammed Hamidullah ise Cahiliyye Arapları arasında uygulanmakta olan Nesi Takvimini dikkate alarak 17 Haziran 569 tarihine ulaşmıştır.[14]

Peygamberimizin doğumu sırasında Osman b. Ebi’l-As’ın annesi Fatıma binti Abdullah ve Abdurrahman b. Avf’ın annesi Şifa Hatun, Hz. Amine’nin yanında bulunmuş, yeryüzünün bu en kutlu doğumuna nezaret etme şerefine nail olmuşlardır.[15]

Allah Rasulünün doğduğu gece pek çok olağanüstü hadisenin gerçekleştiği rivayet edilmektedir. Buna göre İran hükümdarının sarayının on dört burcu yıkılmış, İranlıların taptıkları ve bin yıldan beri yanmakta olan ateşleri sönmüş, Save gölü kurumuş, Semave nehri taşmış, Kabe’de bulunan putlar yüzüstü yere düşmüş, bir çok Yahudi ve Hristiyan âlimi o gece Ahmed aleyhiselamın yıldızının doğduğunu ifade etmiştir. Ancak bu hadiseler ilk dönem siyer ve hadis kaynaklarımızda yer almamakta olup, bu rivayetlere ihtiyatla yaklaşılması gerekmektedir.[16]

Efendimizin babası Abdullah b. Abdülmuttalib, Kureyş kabilesinin Haşimoğulları koluna mensub olup daha evvel de zikrettiğimiz gibi ticari bir seyahatin dönüşü sırasında rahatsızlanmış ve oğlunu göremeden, yirmi beş yaşında Medine‘de vefat etmiştir. [17]Abdullahın babası; Mekke’nin bilge lideri Abdülmuttalib b. Haşim, annesi ise; Fatıma binti Amr’dır. [18]Peygamberimizin annesi; yine Kureyş kabilesinin önde gelen ailelerinden birisi olan Zühreoğullarının lideri Vehb b. Abdümenaf’ın kızı Amine’dir. Amine’nin annesi ise Berre binti Abüluzza’dır.[19]

Allah Rasulü, atası İbrahim Aleyhisselam’ın duası[20], kardeşi İsa Aleyhisselamın müjdesi[21]ve annesi Amine’nin rüyasıdır. Hz. Amine, hamileliği sırasında bir rüya görmüş; rüyasında kendisinden bir nur çıktığını, bu nurun aydınlığıyla Şam ve Busra saraylarını seyrettiğini ayrıca bir oğlunun olacağı müjdelenerek adını Muhammed ya da Ahmed koymasının tavsiye edildiğini söylemiştir.[22]

Efendimizin dünyaya gelmesi üzerine annesi Amine, Kureyş lideri Abdülmuttalib’e haber göndererek bir oğlunun olduğunu müjdelemiştir. Kabe’nin yanında Hicr’de bulunan Abdülmuttalib, oğullarıyla birlikte Muhammed aleyhisselamı görmeye gitmiş, Efendimizi kucağına alarak Kabe’ye götürmüş, çok sevdiği oğlu Abdullah’ın vefatından sonra kendisine bu erkek çocuğu nasib eden Allah’a şükretmiştir.[23]Amine, hamileliği esnasında yaşadığı olağanüstü halleri ve oğlunun adının Muhammed olması gerektiğini de Abdülmuttalib’e haber vermiştir.[24]

Efendimizin amcası Hz. Abbas yıllar sonra bu tatlı hadiseyi Müslümanlara anlatmış; annesi ile birlikte Aminenin yanına gittiklerini, Muhammed aleyhisselamın ayaklarını döşeğine vurduğunu bugün gibi hatırladığını ve kendisinin Efendimizi öptüğünü söylemiştir.[25]

Abdülmuttalib, sevgili torununun doğumunun yedinci gününde onu sünnet ettirmiş, kurbanlar kestirerek Mekke halkına ziyafet vermiş ve torununun adının Muhammed olduğunu ilan etmiştir. Kureyşliler, atalarının arasında Muhammed isimli bir kimsenin olmadığını hatırlatarak neden Muhammed ismini verdiğini sorduklarında ise onlara şu cevabı vermiştir: ‘Hem yerdekilerin hem de göktekilerin onu övmesini istedim.’[26]

Allah Rasulü şöyle buyurur: ‘Benim beş ismim vardır. Ben Muhammed’im. Ben Ahmed’im. Ben Mahi’yim. Allah, küfrü benimle yok edecektir. Ben Haşir’im. İnsanlar kıyamet günü benim peşimden dirileceklerdir. Ben Akıb’im. Benden sonra peygamber gelmeyecektir.’[27]

O, herkesin ve tüm peygamberlerin kendisine tabi olduğu Mukaffi’dir. O, rahmet ve tevbe peygamberidir. O; cihadın peygamberi, kıyamet günü enbiyanın önderi ve insanlığın şefaatçisidir.[28]

Allah Teala Kuran-ı Kerim’de, Efendimizi dört kez Muhammed ismiyle[29], bir kez de Ahmed ismiyle zikretmiştir.[30]Ahmed; hem Allahı en çok öven, hem de kullar arasında en çok övülen kimse anlamına gelir. Efendimizden önce hiç kimseye Ahmed ismi verilmemiştir.[31]

Bir ömür boyu Rabbini öven Efendimiz, geceleri gözyaşları içinde Rabbini zikreden, gündüz olduğunda Allah’ın dinini yüceltmek için kapı kapı dolaşan, savaş meydanlarında canını ortaya koyan sevgili Peygamberimiz; seni Allah Celle kitabında övmüş, Müslümanlar anne babalarından, çocuklarından daha çok seni sevmiş, senin davan için canlarından vazgeçmiştir. Ahmed ve Muhammed isimleri hiç kimseye senin kadar yakışmamıştır.


8 Mart Dünya Kadınlar Günü [ Tarihcesi, Olayları, Yaşananları, Kutlaması, Eğlencesi,]

Şubat 15, 2009

Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. “Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984′ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya başlandı. ( Keşke Başlamasaydık )

Dünya Kadınlar Gününün Kısaca Tarihcesi.
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
Katılanların da gözleri sanki Yaş yerine kan aktı.

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Vatana Millete Hayırlı uğurlu olsun inş.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921′de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960′lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığının yazılmamıştır[1].
Bizde Onların Anısına Yapmayacağız sanırım.

Kadına karşı şiddet ve 2007 itibariyle dünyadan veriler [değiştir]

“Kadınlara ve kız çocuklara karşı şiddetin dokunulmazlığına son”
BM’nin güne özel logosu.
Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın, ancak en az cezalandırılan suçtur.
Tahminlere göre 113 ile 200 milyon arasında kadın demografik olarak “kayıp” (yok) görünmektedir. Ya doğar doğmaz öldürülmüşler (erkek çocuğun kız çocuğa tercih edilmesi) ya da erkek kardeşleri ve babalarıyla eşit derecede gıda ve tıbbi olanaklara ulaşamamışlardır.
Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı yılda 700.000 ila 4.000.000 arasındadır. Cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazançlar yılda tahminen on iki milyar dolardır.
Küresel olarak, on beş ile kırk beş yaş arası kadınlar, kanser, sıtma, trafik kazaları ve savaşlardan daha ziyade, erkek şiddetinin sonucu hayatını kaybetmekte veya sakatlanmaktadır.
En az üç kadından biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da hayatı boyunca başka türlü suistimal edilmiştir (tecavüz, kötü davranış). Genellikle, suistimal eden kişi aileden bir üye ya da kadının tanıdığı bir kimsedir. Ev içi şiddet, bölge, kültür, etnik köken, eğitim, sınıf ve din ne olursa olsun kadınlara karşı en yaygın suistimal şeklidir.
Dinsel, kültürel vb. nedenlerle yılda iki milyondan fazla kız çocuğunun genital organlarına hasar verilmektedir (kadın sünneti). Bu oran, 15 saniyede bir kız çocuğudur.
Sistematik tecavüz yeryüzündeki birçok çatışmalarda bir terör silahı olarak kullanılmaktadır. Ruanda soykırımı (1994) esnasında 250.000 ila 500.000 kadının tecavüze uğradığı tahmin edilmektedir.
Araştırmalar, kadına karşı şiddet ile HIV virüsü arasında yükselen bağlantıyı göstermekte ve HIV bulaşmış kadınların daha fazla şiddete maruz kaldıklarını, şiddet kurbanlarının da HIV bulaşma risklerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

Dünya KAdınlar Hakkında Yazacaklarım Bu kadar. ASlında Kaynakcaları da Göstermek isterim Lakin vikipedia Güzel Güzel göstermiş zaten izde merak edersniz bu yazının kaynaklarına nerelerden alıntı yapıldığına tek tek bakabilirisiniz.
Kaynak: Vikipedia

Düzenleyen : YasamKadin

Başlık :8 Mart Dünya Kadınlar Günü [ Tarihcesi, Olayları, Yaşananları, Kutlaması, Eğlencesi,]


Yaramaz çocuk daha mı zeki dir Hiper Aktif beyinler

Şubat 7, 2009

Yaramaz çocuk daha mı zeki ?

Yaşıtlarına ya da anne babasına vuran, saldırgan davranışlar gösteren
çocuklar, bu tutumu sürekli hale getirirse, bir uzmana başvurmak gerekiyor.
Ancak, bu davranışların tek sorumlusu çocuğun kenndisi değill. Bazen anne baba
da farkında olmadan, çocuğun saldırgan ve yaramaz tavırlar göstermesini
pekiştiren hareketlerde bulunabiliyor. Uzmanlar, aşırı yaramazlığın zeka
değill, hiperaktivite belirtisi olduğunun altını çiziyorlar

Bazı anne babalar çocuklarının yaramazlıklarını önlemek için aşırı katı
kurallara başvururkenn, bazı aileler ise bunun zeka göstergesi olduğunu
düşşünerek, üzerinde durmuyorlar. Peki, doğru davranış modeli nasıl olmalı?
Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan,
çocuklarda aşırı saldırgan davranışları önlemek için Nelller yapılabileceği
ile ilgili bilgi verdi.

* Saldırgan davranan çocuğa nasıl yaklaşmalı? Çocuklarda arkadaş (dost)larına veya
aile bireylerine vurma şeklinde davranışlar sık görülür ve genellikle
kenndisine ilgi çekmeye çalışıldığı durumlarda ortaya çıkar. Saldırgan
davranışların ne düzeyde olduğu önemlidir; çocukta bu davranış sürekli
biçimde, yaşıtlarına karşı ve sosyal ortamlarda da oluyorsa, önemlidir.
Bir-bir buçuk yaşındaki çocuklar kenndi hareket kabiliyetlerini keşfettikçe,
ellerindeki eşyaları fırlatıp atmaya meraklı hale gelebilir, etraflarındaki
eşyalara veya bireylere vurarak oyun yaptıklarını düşşünebilirler. Bazı
yetişkinler çocuğun bu davranışını gülerek karşılar veya teşvik edici
davranabilirler. Böylece, yetişkinler yaptıklarının bazen bilincinde olarak,
bazen de farkında olmadan çocuğu etrafındaki kişilere vurmaya, bunu bir
oyunmuş gibi algılamaya teşvik edeRrler. Sıfır- iki yaş arası çocuklar
özellikle yüz mimiklerine çook duyarlıdır. Bir davranışına gülündüğü zaman
olumlu tepki aldığını düşşünür ve aynı davranışı pekiştirmeye çalışır. Bu
nedenle, oluşan vurma ve saldırgan tutumlar yetişkinlerin kenndi
davranışlarını fark etmesi ve bu tür davranışlara sınır koyması ile kolayca
düzelebilir.

* Hareketli çocuk çook mu zekidir? Hareketlilik ile zeka düzeyi arasında
herhangi bir bağlantı yok. Aşırı hareketlilik en sıklıkla ailenin sınır
koymaması sonucu, çocukların nerede durulması gerektiğini öğrenememesi
durumunda (Halk (ULUS) arasında şımarık denen çocuklarda) görülür. Ayrıca, çook
hareketli çocukta bizim ‘dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu’ dediğimiz
sorun da söz konusu olabilir. Ama o çocukların zekaları aynı diğer çocuklar
gibi büyük oranda normal olmakla birlikte, onlarda görülen oranda geri veya
ileri de olabilir. Yani; yaramaz çocuğun zeka yönünden normal çocuktan farkı
yoktur. Amaçsız hareketlilik zeka geriliği olan veya otistik çocuklarda sık
görülür.

* Yaramazlıkla zeka arasındaki fark nasıl ayırt edilebilir? Üstün zekalı
çocuklarda, amaçsız hareketlilik değill; keşfetme, merak etme, araştırma,
anlamaya çalışma gibi amaçlı hareketlilik görülebilir. Bu çocuklarda neden
sonuç ilişkisi kurma, söyleneni kavrama iyi geliştiği için ailenin ve
büyüklerin koyduğu sınırları kolay kabullenir. Yaptıklarının sonucunu hesap
etme yetenekleri, sosyal becerileri, zekaları nedeni ile daha gelişmiş
olduğu için toplum içinde uyumsuz hareketleri çook gözlenmez. Dikkat süreleri
uzun olduğu ve dürtüsel olmadıkları için ilgilendikleri konu üzerine
odaklanıp, uzun süre aynı konu ile meşgul olabilirler. Ailenin sınır
koymaması, şımarttmasından kaynaklanan yaramazlıklarda çocuk ailesinin
yanında olmadığı başka ortamlarda, başka kişilerleykenn söylenenleri dinler,
evdeki hareketleri orada yapmaz. Okula, kreşe giden çocuklarda, ‘evde çook
yaramaz, okulda çook sessiz’ denen çocuklar, genelde evde her isteği yapılıp,
sınır koyulmayan çocuklardır. Bazen şımarttma çook aşırı deRrecede olduğunda ve
kurallar hiç öğretilmediğinde ise, çocukta her ortamda istediği davranışları
kuralsız sergileme gözlenebilir. Dürtülerini kontrol etmeyi öğrenmedikleri
için akıllarına geleni anında yapmak isterler, bir İstek (istenen)ten bir isteğe
atlarlar. Yaramazlıkta en çook ayırt edilmesi gerekenn; çocukta hiperaktivite
olup olmadığıdır. Bu durumda çocuk, aile ve büyükler sınırları koysa da ve
çocuk bunları uygulamak istese de, uygulayamaz, elinde olmadan düşşünmeden
hareket edeRr, başına çook iş getirir. Bu gibi durumlarda, ailenin gözünün
devamlı çocuğun üzerinde olması gerekir. Ayrıca, istediği halde kurallara
uyamadığı için ailenin ve öğretmenin tepkilerini çektiğinden çocukta; moral
bozukluğu, depresyon gelişebilir. Dikkat süreleri kısa olduğu için
ilgilendikleri konu üzerine odaklanamazlar, sık sık ilgilendikleri şey (Bilinmeyen)
değişir.

* Hiperaktif çocuk için ne yapılabilir? Hiperaktif çocukta en öncelikli şey (Bilinmeyen);
çocuğun böyle bir sorunu olup olmadığını ayırt etmektir. Küçük yaşta böyle
bir sorun olduğunu bilmek ailenin çocuğun geleceğinde Nelller yapmaları
gerektiği konusunda danışmanlık almaları açısından faydalı olur. Asıl teşhis
altı-yedi yaşında konur ve genellikle okul Hayattında sorunlar ortaya
çıkarır. Erkenn yardım almak, sorun ortaya çıkmadan önlemek açısından
önemlidir. Hiperaktivite tanısının mutlaka bir çocuk psikiyatrisi hekkimi
tarafından konması gerekir. Genellikle okul çağına kadar aileye davranış
yöntemleri önerilir, çook gerekli olursa özellikle bu çocuklarda kullanılan
özel ilaçlar verilir. Okul çağında yine davranış yöntemleri ve
aile-hekkim-doktor işbirliği ile çocuk izlenir. Okul çağında özellikle dikkat
fonksiyonlarındaki bozuklukta sorun olmaya, deRrslerini ve okul uyumunu
bozmaya başlarsa ilaç tedavisi verilir.

* Çocukların birbirleriyle kavgalarına hangi aşamada müdahale etmek gerekli?
Çocukların anlaşmazlıklarında öncelikle araya girmeden kenndilerinin
halletmesini beklemek, çocukların sosyal ilişkilerde problem çözme
becerilerinin gelişmesi açısından faydalıdır. Ancak; vurma, ısırma, saç
çekme gibi davranışlar olduğunda, anında müdahale edeRrek bu davranışların
yanlış olduğunun kesin bir dille uyarılması gerekir. O davranışları
göstermek yerine; anlamayacağı düşşünülse bile isteğini belirtebileceği,
karşısındaki arkadaş (dost)ının da İstek (istenen)leri olduğu, eğer yaşıtları ile oynamak
istiyorsa bazen kenndi İstek (istenen)lerinin olmayacağını anlatmak faydalı olur. Çocuk
bir seferde bunu anlamasa da, ailenin her seferinde aynı tutarlı tavrı
göstermesi ve çocuğun saldırgan davranışların onaylanmadığını görmesi
sonucu, çocuk bir süre sonra bu davranışları kullanmayı bırakır.

çocuk ve sağlık


What is your kolesterol numarası nedir? Biliyor musunuz? Ne yazık ki, Yalnız değilsiniz.

Şubat 2, 2009

What is your kolesterol numarası nedir? Biliyor musunuz? Ne yazık ki, Yalnız değilsiniz.

18 ve 45 yaşları arasında özellikle Çoğu Amerikalı, kendi kolesterol seviyesini bilmiyorum. Bu Sorun, yüksek kolesterol ham bırakılır ise, koroner kalp hastalığı, yüksek tansiyon ciddi risk altında, hatta vuruş vardır.

Bu riski azaltmak olarak kolesterol anlayış olarak basit tutmak olduğunu seviyeleri takip ve sağlıklı bir düzeyinde tutmak için küçük değişiklikler yapmak. Burada elde etmek için birkaç ipucu başladı.

Iyi vs kötü: Bu ne iyi kolesterol ve ne kötü olduğunu anlamak için önemlidir. LDL, kötü kolesterol olduğunu. Bu yavaş damar duvarlarını olarak, beyin ve kalp için kan dolaşımı sınırlayacak oluşturabilirsiniz. Çünkü sizin arterlerdeki tıkanıklık önleyici HDL iyi kolesterol olarak bilinir.

Sayıları Crunch: Sizin HDL veya iyi kolesterol bakarak, size numarasını, daha yüksek. Eğer HDL düzeyi az 50 ise, kalp hastalığı için yüksek risk altındadır. Bu LDL veya kötü kolesterol düzeyleri için karşısındadır. Bu numara daha düşük. Tutmak için gayret 130 aşağıda LDL seviyesi.

Bir alışkanlık edin: Eğer kolesterol düzeyleri yüksek, çoğu basit yaşam tarzı değişiklikleri yaparak ilaç önlemek olabilir. Bir sigara içen var mı? Çok fazla doymuş yağ, Trans yağ ve kolesterol yiyiyor musunuz? Size fiziksel etkin değil misiniz? Bütün bu değiştirilebilir faktörlerin ve kolesterol düzeylerini etkileyen potansiyel bir kalp krizi önlemek.

Yetişkinler sadece kendi kolesterol düzeyleri dikkat, ama onların çocukları ‘numaraları da gerek yok! Tıklayınız çocuklar ve kolesterol hakkında Blog okuyabilirsiniz.

Yılında Dr Sanjay Gupta her haftasonu EVİ on call ayarlamak için emin olun. Sen at 7:30 pm ET CNN üzerine Cumartesi ve Pazar sağlık soruların cevaplarını bulacaksınız.

Cnn.com


Olmert, bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında, “Türkiye konusunda kamuoyunun tutumundan son derece endişeliyim

Şubat 2, 2009

Haaretz gazetesinin internet sitesinin haberine göre, Olmert, bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında, “Türkiye konusunda kamuoyunun tutumundan son derece endişeliyim. Türkiye ile ilişkilerimiz önemlidir, dolayısıyla bu konudaki beyanlarımızın dozunu yükseltmememizi tavsiye ederim” dedi.

Bununla birlikte Olmert, “İsrail için çok önemli bir müttefik olan Türkiye’nin, seçim arefesinde iç politika zorlamalarına da açık olduğunu” kaydetti.

İsrail Başbakanı sözlerini, “Türkler ayrıca terörizmle mücadele etmek zorunda olduğumuzu da biliyorlar” diyerek tamamladı.

İsrail Başbakanı’nın kabine toplantısı öncesi Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, İsrail radyosuna bir açıklama yapmış ve “Türkiye’nin İsrail’e saygılı olmasını beklediğini” söylemişti.

2006′da iktidara geldiğinde Hamas’ı ilk davet eden ülkenin Türkiye olduğunun hatırlanması gerektiğini söyleyen Livni, böylece kendilerini önemli bir müttefikle ilişkiler ve bölgesel olarak nasıl davranmak gerektiği konusunda bir ikilemin içinde bulduklarını ifade etmişti.

Livni, “Sokak gösterilerine, Gazze’den yansıyan zor görüntülere rağmen, Hamas herkesin problemi” diyerek, Orta Doğu’da birçok ülkenin bunu Türkiye’den daha iyi anladığını öne sürmüştü.

Livni, bu sözlerine rağmen, “Türkiye ile önemli stratejik ilişkiler içindeyiz. Her şeyi tamir etmek mümkün” diyerek, sözlerini “Birbirimizle konuşmalıyız. Her şeyi masaya yatırmalıyız; sadece ortak çıkarlarımızı değil, görüş ayrılıklarımızı da hesaba katmalıyız” diye sürdürmüştü.


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.